İnci Sesli Denizkızı Masalı
Sesini kaybeden mercan şehrini kurtarmak için cesaretini keşfeden küçük bir denizkızının masalıdır.
Bir varmış bir yokmuş, mavinin en derin katında, güneşin süzülüp durulduğu bir mercan şehri varmış. Bu şehrin en küçük denizkızı, pullarına deniz köpüğü sinmiş, saçları yosun yeşili dalgalar halinde omuzlarına dökülen bir yavrucakmış. Onu diğerlerinden ayıran bir sırrı varmış: sesi öyle berrak, öyle inci gibiymiş ki, şarkı söylediğinde uyuyan sedefler kabuklarını açar, tembel deniz atları sevinçle kuyruklarını sallarmış. Minik denizkızı, her sabah mercan kulelerinin arasında dolaşıp küçük bir ninni mırıldanır, bütün şehir onun sesiyle uyanırmış.
Ne var ki bir sabah şehre tuhaf bir sessizlik çökmüş. Sedefler açılmaz, yakamozlar sönük, yaşlı mercanlar renklerini yitirmeye başlamış. Meğer şehrin kalbindeki büyük inci kavkısı kapanmış, onun fısıltısı da şehrin tüm seslerini içine çekmiş. 'Şıp... şıp...' diye damlayan su sesinden başka hiçbir şey duyulmaz olmuş. Bilge bir kaplumbağa, ağır ağır yüzerek minik denizkızına yaklaşmış: 'Yavrum, o kavkıyı yalnızca kalbinden gelen bir ses açabilir. Ama korkarım yolculuk uzun ve karanlıktır, oraya giden hiç kimse dönmedi.' Denizkızı bir an ürpermiş, kuyruğu titremiş, lakin şehrini sessiz bırakmaya gönlü razı olmamış.
Böylece minik denizkızı, fosforlu bir balık sürüsünün soluk ışığında derinlere doğru süzülmüş. Yolda korkudan küçülmüş bir mürekkep balığıyla, ışığını saklayan utangaç bir denizanasıyla karşılaşmış. 'Fırrr' diye geçen soğuk akıntılar onu geri itmeye çalışsa da pes etmemiş. Nihayet, karanlığın dibinde kapanmış inci kavkısını bulmuş. Onu açmak için en güzel şarkısını söylemiş, ama kavkı kımıldamamış. O zaman anlamış: Bilge kaplumbağanın dediği 'kalpten gelen ses' yalnız kendi sesi değilmiş. Mürekkep balığını, denizanasını, hatta geride bıraktığı tüm dostlarını çağırmış. Hepsi bir ağızdan, korkularını bırakıp birlikte şakımaya başlayınca, kavkı usul usul açılmış ve içinden şehrin bütün sesleri bir ışık seli gibi dışarı taşmış.
Mercan şehri yeniden renklerine, kahkahalarına ve şarkılarına kavuşmuş. Sedefler açılmış, yakamozlar parlamış, yaşlı mercanlar sevinçten dallarını sallamış. Minik denizkızı o gün en değerli dersi öğrenmiş: En güzel ses, tek başına söylenen değil, hep birlikte paylaşılan sesmiş; cesaret ise korkuyu dostlarla el ele yenmekmiş. Gökten üç sedef incisi düşmüş; biri inci sesli küçük denizkızına, biri korkusunu yenen dostlarına, biri de masalımızı dinleyen, paylaşmayı ve birlikte olmayı seven tüm uslu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
6
Beğenmedim
3
Sevdim
21
Güldüm
2
Kızdım
1
Üzüldüm
2
Şaşırdım
2
