Kış Masalı
Mevsimin hep kış olduğu Kristal Krallık "Alev Taşları" yüzünden erimeye başlar.
Bir varmış bir yokmuş... Dünyanın en kuzeyinde, her yerin elmas gibi parladığı, binaların ve ağaçların buzdan yapıldığı Kristal Krallık varmış. Burada mevsim hep kışmış, hava hep soğukmuş ama halk bu durumdan çok memnunmuş. Çünkü onlar buzun çocuklarıymış; kayak yapar, buzdan heykeller yontar ve kalın kürkleriyle mutlu mesut yaşarlarmış.
Ancak bir gün, halkın bazı ileri gelenleri, "Neden daha fazla ısınmayalım? Neden evlerimizde tişörtle gezmeyelim?" diye düşünmeye başlamışlar. Krallığın altındaki yasak mağaralara inmişler ve oradan, dokunulduğunda etrafa büyük bir sıcaklık yayan kırmızı, parlak **"Alev Taşları"**nı çıkarmışlar.
Herkes bu taşları çok sevmiş. Meydanlara, evlere, sokaklara Alev Taşları yerleştirilmiş. Hava ısınmış, herkes kürklerini çıkarmış. "Oh ne rahat!" diyorlarmış. Ama kimse tehlikenin farkında değilmiş.
Aradan günler geçmiş. Önce sokaklardaki buz heykellerin burnu damlamaya başlamış: "Şıp... şıp..."
Sonra evlerin tavanlarından sular süzülmüş. En sonunda, krallığı ayakta tutan dev Buz Kulesi'nden korkunç bir ses gelmiş: "ÇATIRRR!"
Kristal Krallık eriyordu! Yollar suyla dolmuş, zemin yumuşamıştı. Halk panik içinde meydanda toplanmış. "Evlerimiz yıkılıyor! Ne yapacağız?" diye bağırıyorlarmış.
Kalabalığın arasından, mavi gözlü, beyaz saçlı, kalın kürküne hala sıkı sıkı sarılan küçük bir kız çocuğu çıkmış. Bu, Elara imiş. Elara, Alev Taşları'nı hiç kullanmamış çünkü doğanın dengesini bozmaktan korkarmış.
Elara yüksek bir buz kütlesine çıkmış ve seslenmiş:
"Durun! Bu felaketi biz getirdik! Doğamızın kuralını bozduk, buzdan bir ülkeye ateşi soktuk. Şimdi şikayet etme zamanı değil, hatamızı düzeltme zamanı!"
Biri sormuş: "Ama nasıl Elara? Çok geç değil mi?"
Elara, "Hayır!" demiş. "Hemen şimdi, herkes evindeki ve sokaktaki Alev Taşları'nı toplayacak. Onları ait oldukları yere, yerin derinliklerindeki mağaraya geri götüreceğiz. Soğuk bizim dostumuzdur, ondan korkmayın!"
Halk, Elara'nın cesaretinden etkilenmiş. Yaptıkları hatayı anlamışlar. Herkes ellerine kalın eldivenler takıp o sıcak taşları toplamaya başlamış. İş çok zormuş çünkü yerler vıcık vıcık suymuş ve taşlar çok ağırmış.
Elara en önde, kucağında en büyük taşla yürümüş. Halk, onun peşinden uzun bir kuyruk oluşturmuş. Terlemişler, yorulmuşlar ama vazgeçmemişler.
Taşları mağaraya atıp kapısını mühürlediklerinde, dışarıda serin bir rüzgar esmeye başlamış. "Vuuuu..."
Hava soğudukça, eriyen sular tekrar donmaya, yumuşayan binalar sertleşmeye başlamış. "Çatır çutur" sesleri kesilmiş, yerini huzurlu bir sessizliğe bırakmış.
Ertesi sabah Kristal Krallık, eskisinden bile daha sağlam ve parlakmış. Halk tekrar kürklerini giymiş. Kimse üşüdüğü için şikayet etmemiş, çünkü o soğuğun evlerini ayakta tuttuğunu anlamışlar.
O günden sonra Elara, krallığın "Buz Koruyucusu" ilan edilmiş. Ve kimse bir daha doğanın dengesini bozmaya cesaret edememiş.
Gökten üç kar tanesi düşmüş: Biri cesur lider Elara'nın avucuna. Biri hatasını anlayıp düzelten halkın çatısına. Biri de doğayı olduğu gibi seven akıllı çocukların burnuna.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
28
Beğenmedim
3
Sevdim
20
Güldüm
4
Kızdım
1
Üzüldüm
2
Şaşırdım
4
