Minik Ayı Balım
Minik Ayı Balım, kayıp parlak taşını bulmak için ormanın derinliklerine doğru cesur bir yolculuğa çıkar.
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil yaprakların güneşle dans ettiği, şırıl şırıl derelerin şarkı söylediği bir ormanda, tüyleri bal rengi parlayan, gözleri merakla ışıldayan Minik Ayı Balım yaşarmış. Balım, her sabah uyanır uyanmaz, mağarasının önündeki en sevdiği parlak taşıyla oynamaya bayılırmış. Bu taş, güneşin ilk ışıklarını yakaladığında bin bir renge bürünür, Balım’ın kahkahaları da ormanın derinliklerine doğru yankılanırmış. Bir gün, taşını yuvarlarken, minik patilerinden kayıp, gür çalılıkların arasına yuvarlanıp gözden kaybolmuş. Balım'ın kalbi güm güm atmış, gözleri dolmuş, ama o küçücük kalbiyle hemen pes etmemiş.
Balım, cesurca çalılıklara dalmış, dikenler minik burnunu gıdıklarken bile yılmamış. Şıp şıp adımlarla ilerlerken, yoluna devasa bir meşe ağacı çıkmış. Ağacın kovuğundan bilge Baykuş Pırpır'ın kanat sesleri geliyormuş. Pırpır, gözlüklerinin üzerinden Balım'a bakmış ve sormuş: “Nereye böyle aceleci Balım?” Balım, parlak taşının kaybolduğunu anlatmış. Pırpır, kanatlarını yavaşça çırpmış ve “Taşın, ormanın en derinindeki Işıltı Mağarası'na düşmüş olmalı,” demiş. “Ama oraya gitmek için dostluk köprüsünden geçmen gerekir.” Balım, Baykuş Pırpır'a teşekkür edip, yeni bir azimle yoluna devam etmiş. Yolda, küçük sincap Fındık ile karşılaşmış. Fındık, Balım'ın üzgün yüzünü görünce, ne olduğunu sormuş ve Balım'ın taşını bulmasına yardım etmeyi teklif etmiş. Birlikte, dostluk köprüsüne doğru ilerlemişler.
Dostluk köprüsü, aslında devrilmiş eski bir ağaç gövdesiymiş ve altından hızlı akan bir dere geçiyormuş. Balım, biraz korkmuş, çünkü köprü sallanıyormuş. Fındık, Balım'ın elinden tutmuş ve “Korkma Balım, ben yanındayım!” demiş. İki arkadaş, adımlarını dikkatlice atarak köprüyü geçmişler. Köprünün diğer ucunda, yemyeşil sarmaşıklarla kaplı, girişi pırıl pırıl parlayan bir mağara belirmiş. Burası Işıltı Mağarası'ymış! İçeri girdiklerinde, mağaranın duvarlarından yansıyan binlerce küçük ışık Balım'ın gözlerini kamaştırmış. Mağaranın tam ortasında, Balım'ın parlak taşı, diğer tüm ışıklardan daha güçlü bir şekilde parlıyormuş. Ama taş, büyük bir kaya parçasının altında sıkışıp kalmışmış.
Balım ve Fındık, taşı kurtarmak için güçlerini birleştirmişler. Fındık, minik pençeleriyle kayanın etrafındaki toprağı kazarken, Balım da tüm gücüyle kayayı itmiş. Püfff diye bir sesle kaya yerinden oynamış ve Balım'ın parlak taşı özgür kalmış. Balım, taşını minik patileri arasına alıp sevinçle zıplamış. Ama artık biliyormuş ki, bu taşın parlaklığı, Fındık'ın dostluğu kadar değerli değilmiş. İki arkadaş, kucaklaşmışlar ve ormana doğru neşeyle geri dönmüşler. Balım, o günden sonra parlak taşını sadece seyretmekle kalmamış, ormandaki tüm arkadaşlarıyla paylaşmış, onlarla birlikte oyunlar oynamış. Gökten üç pırıl pırıl taş düşmüş; biri Minik Ayı Balım'a, biri vefalı dostu Sincap Fındık'a, biri de dostluğun ve paylaşmanın değerini bilen tüm minik kalplere.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
7
Beğenmedim
0
Sevdim
14
Güldüm
3
Kızdım
2
Üzüldüm
0
Şaşırdım
0
