Nasreddin Hoca ile Fare Kavalcısı

Akşehir'i fareler sarınca gizemli bir kavalcı belirir; ama Nasreddin Hoca, sözünü tutmanın önemini öğretir.

Nasreddin Hoca ile Fare Kavalcısı - Masal Oku

Bir varmış bir yokmuş, Akşehir'in toz pembe damları üzerine akşam güneşi bal gibi dökülürken, sırtında eski bir aba, başında kocaman bir sarıkla bir bilge dolaşırmış: Nasreddin Hoca. Gri sakalının altında daima muzip bir tebessüm saklı dururmuş, gözleri ise bir çocuğunki kadar parlak ve meraklıymış. Eşeğine ters binmeyi sevdiği kadar, insanların kalbine düz girmeyi de iyi bilirmiş. O yıl Akşehir'in ambarları dolup taşmış, ama bu bollukla birlikte, geceleri duvar diplerinde tıkır tıkır sesler çoğalmaya başlamış.

Bir varmış bir yokmuş, Akşehir'in toz pembe damları üzerine akşam güneşi bal gibi dökülürken, sırtında eski bir aba, baş

Günler ilerledikçe fareler çoğalmış da çoğalmış; buğday çuvallarını delmiş, peynir tekerlerini kemirmiş, hatta çocukların masal kitaplarının kenarlarını bile dişlemişler. Köylüler telaşa kapılınca kasabanın meydanına, incecik bir çocuk gelmiş. Yamalı bir yelek giymiş, omzunda gümüş gibi parlayan bir kaval taşırmış; saçları başak sarısı, bakışları ise hem hüzünlü hem umutluymuş. 'Farelerinizi götürürüm,' demiş, 'ama karşılığında bana bir kese altın ve kalacak sıcak bir oda sözü verin.' Köylüler hemen söz vermişler, Nasreddin Hoca ise kaşını kaldırıp sessizce izlemiş. Çocuk kavalını dudaklarına götürünce öyle tatlı, öyle ılık bir ezgi yükselmiş ki, bütün fareler sıra sıra peşine düşüp fırrr diye kasabadan ırmağa doğru akıp gitmişler.

Günler ilerledikçe fareler çoğalmış da çoğalmış; buğday çuvallarını delmiş, peynir tekerlerini kemirmiş, hatta çocukları

Ne var ki iş bitince köylülerin yüzü değişmiş. 'Koca kese altını bir çocuğa mı verelim?' diye fısıldaşmışlar, kapılarını kavalcıya kapatmışlar. Çocuğun gözleri ıslanmış, omuzları çökmüş; kavalını sımsıkı göğsüne bastırıp meydanın köşesine büzülmüş. İşte tam o an Nasreddin Hoca öne çıkmış. Köylülere dönüp, 'Komşular,' demiş, 'bu çocuk sizin sözünüze güvenerek köyü kurtardı. Siz sözünüzü kemirirseniz, farelerden ne farkınız kalır?' Sonra abasının cebinden kendi biriktirdiği keseyi çıkarıp çocuğun avucuna koymuş. Utanan köylüler birer birer başlarını önlerine eğmiş, her biri evinden bir avuç altın, bir somun ekmek, bir yün battaniye getirmiş. Çocuğun yüzü yavaş yavaş aydınlanmış, gözyaşları tıp tıp yere düşerken bu kez gülümseyerek düşmüş.

Ne var ki iş bitince köylülerin yüzü değişmiş. 'Koca kese altını bir çocuğa mı verelim?' diye fısıldaşmışlar, kapılarını

O gece kavalcı çocuk, Akşehir'in en sıcak odasında, karnı tok ve kalbi huzurlu uyumuş; ertesi sabah ise köye bir teşekkür ezgisi çalıp yoluna devam etmiş. Köylüler bir daha asla verdikleri sözü unutmamış, Nasreddin Hoca da her fırsatta, 'Verilen söz, en güzel kavaldır; onu çalan değil, tutan kazanır,' dermiş. Çünkü farelerden kurtulmak kolaymış, ama insanın kendi vicdanındaki kemirgenden kurtulması asıl marifetmiş. Gökten üç gümüş kaval sesi düşmüş: biri sözünü tutmayı öğreten bilge Hoca'ya, biri kalbi affetmeyi bilen kavalcı çocuğa, biri de masalımızı dinleyip verdiği sözü hep tutan tüm sevgili çocuklara.

O gece kavalcı çocuk, Akşehir'in en sıcak odasında, karnı tok ve kalbi huzurlu uyumuş; ertesi sabah ise köye bir teşekkü

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 6
Beğenmedim Beğenmedim 1
Sevdim Sevdim 6
Güldüm Güldüm 1
Kızdım Kızdım 1
Üzüldüm Üzüldüm 1
Şaşırdım Şaşırdım 2