Topal Fare Masalı
Büyük bir yağmur fareler köyünü sel tehlikesiyle baş başa bırakır. Genç fare, çözüm üreten topal fareye gider.
Bir varmış bir yokmuş... Ulu bir çınar ağacının köklerinin arasına kurulmuş, palamutlardan, ceviz kabuklarından ve kuru yapraklardan yapılmış, şirin mi şirin bir Fareler Köyü varmış. Bu köyde herkes çok çalışkanmış. Ancak köyün en saygıdeğer sakini, eskiden geçirdiği bir kaza yüzünden bir bacağı topal kalan, yürürken bastonuna yaslanan Bilge Fare imiş. Bilge Fare ağır ağır yürür, ağır işler yapamazmış ama çok kitap okur, doğayı çok iyi gözlemlermiş. Ne zaman birinin başı sıkışsa, hemen ona danışırmış.
Sonbaharın sonlarına doğru gökyüzünü kapkara bulutlar kaplamış. Günlerce hiç durmadan "şarıl şarıl" yağmur yağmış. Çınar ağacının yanındaki küçük dere taşmış, çamurlu sular Fareler Köyü'nün sınırına kadar dayanmış. Palamut evlerin içini su basmaya başlamış. Bütün fareler panik içinde meydanda toplanmış.
Köyün en güçlü ve en hızlı faresi olan, boynunda kırmızı boyunluğuyla gezen Genç Fare, "Her şeyimizi kaybedeceğiz! Sular evlerimizi yıkacak, nereye kaçacağız?" diye bağırıyormuş.
Fareler hemen Bilge Fare'nin evine koşmuşlar. "Bize bir akıl ver Bilge Fare, köyümüz sular altında kalıyor!" demişler.
Bilge Fare, bastonuna yaslanarak dışarı çıkmış. Suların geliş yönünü dikkatlice incelemiş. "Korkmayın dostlarım," demiş. "Kaçmamıza gerek yok. Derenin yönünü değiştireceğiz. Ormanın girişindeki çamurlu toprağı ve büyük yassı çakıl taşlarını kullanarak, evlerin önüne hilal şeklinde (yarım ay gibi) bir set çekeceğiz. Suyun gücünü, suyu ikiye bölerek kıracağız!"
Bu çok zor ve yorucu bir görevmiş. Kırmızı boyunluklu Genç Fare, kan ter içinde taş taşırken bir ara sinirlenmiş. Çamur içinde kalmış halde Bilge Fare'ye dönüp bağırmış:
"Hey! Konuşması kolay tabii! Geçmişsin oraya bastonunla, sadece 'Şunu şuraya koy, bunu buraya taşı' diyorsun! Madem o kadar kolay, gel de o ağır taşları sen taşı!"
Bütün fareler susmuş ve endişeyle Bilge Fare'ye bakmış. Bilge Fare hiç kızmamış. Yüzündeki o şefkatli ve sakin ifadeyle Genç Fare'ye dönmüş:
"Haklısın evladım," demiş. "Bedenim yorgun, bacağım topal. Eğer bacağım sağlam olsaydı, o taşların en ağırını en önde ben taşırdım. Ama doğa herkese farklı bir güç vermiştir. Benim gücüm bedenimde değil, aklımdadır.
Eğer ben size o setin 'hilal' şeklinde yapılması gerektiğini söylemeseydim, o taşıdığınız taşları düz bir duvar yapsaydınız, suyun gücü o duvarı çoktan yıkıp geçmişti. Kas gücü aklın rehberliği olmadan, akıl da kas gücü olmadan işe yaramaz. Siz yine de beni dinleyin, o taşı biraz daha sağa koyun."
Genç Fare o an hatasını anlamış. Fiziksel olarak güçlü olmasının her şeyi çözmeye yetmediğini, aklın ve tecrübenin ne kadar kıymetli olduğunu fark etmiş. Utanarak başını öne eğmiş: "Özür dilerim Bilge Fare. Haklısın, hepimiz bir takımın parçasıyız," demiş.
Genç Fare, arkadaşlarını motive ederek Bilge Fare'nin tarif ettiği o hilal şeklindeki barajı tam zamanında bitirmiş. Taşkın sular köye ulaştığında, hilal şeklindeki taşlara çarpmış ve köyün etrafından ikiye ayrılarak akıp gitmiş. Ne bir ev yıkılmış, ne de bir fare zarar görmüş.
Sabah olup güneş açtığında köy kurtulmuş. Genç Fare, Bilge Fare'nin yanına gidip ona sımsıkı sarılmış. O günden sonra, Fareler Köyü'nde kimse kimsenin eksikliğine bakmamış. Herkesin birbirini tamamladığı, sevgi ve saygının hüküm sürdüğü harika bir hayat yaşamışlar.
Gökten üç palamut düşmüş: Biri aklıyla köyü kurtaran Bilge Fare'ye. Biri hatasını anlayıp var gücüyle çalışan Genç Fare'ye. Biri de bedenlerin değil, kalplerin ve akılların gücüne inanan harika çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
30
Beğenmedim
4
Sevdim
39
Güldüm
5
Kızdım
3
Üzüldüm
1
Şaşırdım
5
