Adisebaba Masalı
Sözlerin havada renkli kuşlara dönüştüğü sihirli bir köyde geçen masaldır.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, Kaf Dağı'nın eteklerinde, kuşların hiç susmadığı, suların şırıl şırıl aktığı Gülüşen Vadi adında tılsımlı bir yer varmış. Bu vadinin en tepesindeki kulübede, sakalları pamuk gibi beyaz, yüzü nurlu, herkesin akıl danıştığı tonton bir dede yaşarmış. Herkes ona Adisebaba dermiş.
Adisebaba'nın köyü çok özelmiş. Çünkü bu köyde biri "Günaydın" dediğinde ağzından sarı bir kanarya süzülürmüş. "Seni seviyorum" dediğinde pembe bir kelebek uçuşurmuş. "Teşekkür ederim" dediğinde ise havaya mis kokulu çiçek yaprakları yayılırmış. Adisebaba, köyün çocuklarına hep, "Güzel konuşun ki dünyanız renklensin yavrularım," diye öğüt verirmiş.
Bir gün köye, sırtında kocaman küpler ve elinde dev bir kepçe olan, göbeği önden giden, bıyıkları burma burma, kurnaz mı kurnaz Bezirgan Nuri gelmiş. Nuri, havadaki bu güzel sözlerden oluşan kelebekleri ve kuşları görünce gözleri dolar işareti gibi parlamış.
"Aman Allah'ım! Ben bunları yakalar, kavanozlara koyar, şehirlere götürüp satarım! Adisebaba uyurken hepsini toplayayım," demiş.
Bezirgan Nuri, köy meydanına inmiş ve elindeki dev kepçeyle havadaki "Mutluluk" kuşlarını, "Sevgi" kelebeklerini yakalayıp küplerine tıkıştırmaya başlamış. O topladıkça köy grileşmiş, neşe gitmiş, çiçekler solmuş.
Adisebaba, tepedeki kulübesinden durumu görmüş. Yanındaki küçük çoban Selim'i çağırmış.
"Selim evladım," demiş Adisebaba, "Kavalını al, benimle gel. O kurnaz tüccara sözün gücünü gösterme vakti geldi."
Adisebaba ve Selim meydana inmişler. Nuri, küplerini doldurmuş, kaçmaya hazırlanıyormuş. Adisebaba bastonunu yere vurmuş:
"Dur bakalım Bezirgan! O güzellikler satılık değildir, onlar kalpten gelir!"
Nuri kahkaha atmış: "Artık benimler ihtiyar! Sen ne yapabilirsin ki?"
Adisebaba, Selim'e işaret vermiş. "Üfle evladım!"
Selim kavalını üflemeye başlamış. Ama aynı anda Adisebaba da ellerini açıp, o güne kadar söylenmiş en güzel, en güçlü sözleri fısıldamaya başlamış. Adisebaba konuştukça, ağzından devasa, parlak, altından yapılmış gibi ışıldayan Zümrüdüanka Kuşları çıkmış!
Bu ışık kuşları o kadar güçlüymüş ki, Nuri'nin küplerine doğru uçmuşlar. Küpler bu kadar iyiliğe ve güzelliğe dayanamamış.
Zıngır... Zıngır... BAM!
Küpler patlamış! İçine hapsedilen binlerce kelebek ve kuş gökyüzüne fırlamış. Köy meydanı yeniden rengarenk olmuş.
Nuri, dökülen "iyilik tozları"nın altında kalmış. O somurtkan yüzü gülümsemeye başlamış. Adisebaba onun yanına gidip elini uzatmış:
"Gördün mü evlat? Güzellik hapsedilmez, paylaştıkça çoğalır."
Bezirgan Nuri hatasını anlamış, Adisebaba'nın elini öpmüş ve o günden sonra köyde kalıp herkese yardım etmeye söz vermiş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri bilge Adisebaba'ya. Biri kaval çalan Selim'e. Biri de güzel sözleriyle dünyayı güzelleştiren çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
14
Beğenmedim
0
Sevdim
10
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
2
