Altın Kandil Masalı

Kibirli çömlekçi Mihran, en güzel kandili yapıp övünürken, alçakgönüllü bir dilencinin kırık kandilinden parlayan nurun sırrını öğrenir.

Altın Kandil Masalı - Masal Oku

Bir varmış bir yokmuş, upuzun bir ırmağın kıvrım kıvrım aktığı bir vadinin eteğinde, kerpiç damlı küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın en hünerli çömlekçisi Mihran, parmaklarının ucundan sanki bal akan, çamuru nefes gibi şekillendiren bir ustaymış. Fırınının başında dururken sakalı is kokar, gözleri her tamamladığı testide bir yıldız gibi parlarmış. Lâkin Mihran'ın bir huyu varmış ki, en güzel kâsesi kadar ağırmış: yaptığı her kaptan sonra çarşı meydanına çıkar, 'Benden usta yok, benim elimden çıkan nura benzer!' diye böbürlenirmiş.

Bir varmış bir yokmuş, upuzun bir ırmağın kıvrım kıvrım aktığı bir vadinin eteğinde, kerpiç damlı küçük bir kasaba varmı

Derken kasabaya mübarek bir gece yaklaşmış; herkes evinin önüne bir kandil asıp vadiyi ışığa boğacakmış. Mihran günlerce çalışmış, altın tozuyla bezediği, nakışları gül yapraklarına benzeyen muhteşem bir kandil yapmış. Onu çarşının ortasına asıp herkese göstermiş, 'İşte en güzel kandil, hepinizin ışığı benimkinin yanında sönük kalacak!' demiş. Tam o sırada, eski bir hırkaya bürünmüş, ayakları tozlu bir dilenci yaklaşmış; elinde çatlak, kulpu kırık, isten kararmış minicik bir kandil varmış. 'Usta,' demiş yumuşak bir sesle, 'benim kandilim de bu gece yanacak.' Mihran kahkahayla gülmüş: 'O çömlek parçası mı? Rüzgâr bir üflese söner!' Rüzgâr o an fısır fısır esmiş, Mihran'ın altın kandilinin alevi tir tir titremiş.

Derken kasabaya mübarek bir gece yaklaşmış; herkes evinin önüne bir kandil asıp vadiyi ışığa boğacakmış. Mihran günlerce

Gece çökünce kasaba bir ışık denizine dönmüş. Ama işin tuhafı, Mihran'ın görkemli kandili parıldarken soğuk, uzak bir ışık saçıyormuş; kimse yanında oturup ısınmak istememiş. Dilencinin kırık kandili ise öyle sıcak, öyle yumuşak bir nur yaymış ki, üşüyen çocuklar, yorgun yolcular, sahipsiz kediler çevresine toplanmış. Mihran şaşkınlıkla yaklaşmış, 'Bu nasıl olur, senin kandilin çatlak!' demiş. Dilenci gülümsemiş: 'Benim kandilimin içine her gece bir yetime ekmek, bir yorguna su koydum; ışığı altından değil, paylaşmaktan geliyor.' O an rüzgâr güçlenmiş, fırrr diye esmiş ve Mihran'ın altın kandili bir anda sönüvermiş; dilencinin kırık kandili ise daha da parlamış.

Gece çökünce kasaba bir ışık denizine dönmüş. Ama işin tuhafı, Mihran'ın görkemli kandili parıldarken soğuk, uzak bir ış

Mihran o gece gözyaşları içinde dizlerinin üstüne çökmüş, kibrinin ne kadar boş bir çömlek gibi içi boş olduğunu anlamış. Ertesi sabah en güzel kâselerini yoksullara dağıtmış, fırınını açlar için ekmek pişiren bir ocağa çevirmiş. Zamanla kasaba onu 'en güzel çömleği yapan' diye değil, 'gönlü en geniş usta' diye anmaya başlamış; kandili artık her mübarek gecede, paylaştıkça ışıyarak yanmış. Böylece anlamışlar ki, değerimiz yaptığımız işin süsünde değil, kalbimizin cömertliğinde gizliymiş. Gökten üç kandil ışığı düşmüş; biri tövbe eden çömlekçiye, biri kırık kandilin cömert sahibine, biri de masalımızı dinleyip paylaşmayı öğrenen tüm iyi kalpli çocuklara.

Mihran o gece gözyaşları içinde dizlerinin üstüne çökmüş, kibrinin ne kadar boş bir çömlek gibi içi boş olduğunu anlamış

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 6
Beğenmedim Beğenmedim 1
Sevdim Sevdim 6
Güldüm Güldüm 2
Kızdım Kızdım 0
Üzüldüm Üzüldüm 1
Şaşırdım Şaşırdım 2