Nasreddin Hoca ve Taşan Kazan
Akşehir'de kasabalının gülüşünü yitirdiği bir kışta, Nasreddin Hoca bilgeliğiyle neşenin gerçek kaynağını arar.
Bir varmış bir yokmuş, develer tellal, pireler berber iken, Akşehir'in karlı sokaklarında sakalı pamuk gibi ak, kavuğu başında upuzun, gözleri muziplikle parıldayan bir bilge yaşarmış: Nasreddin Hoca. Sabahları sırtında semeriyle eşeğine ters biner, önünden geçtiği herkese tatlı bir laf atar, kasabayı kahkahalarla doldururmuş. Pencerelerden sarkan buz saçakları güneşte şıp şıp damlar, Hoca'nın şakaları da havada çıngırak gibi çınlarmış.
Ne var ki o kış tuhaf bir sessizlik çökmüş Akşehir'e. Fırıncı ekmeğini asık suratla uzatır, terzi iğnesini somurtarak batırır, çocuklar bile oyunu bırakıp köşelere büzülmüşmüş. Kasabanın gülüşü bir gecede sırrolmuş sanki. Meydana toplananlar 'Hoca, neşemiz kaçtı, nereye gitti bilmiyoruz!' diye yakınmışlar. Nasreddin Hoca kavuğunu düzeltmiş, 'Merak etmeyin,' demiş, 'kaybolan her şeyin bir izi vardır, biz de o izi süreriz.' Kapı kapı dolaşmış, kimi para biriktirdiği için, kimi komşusuna gücendiği için, kimi de bir türlü doymadığı için gülmeyi unuttuğunu anlamış.
Hoca ertesi sabah meydana kocaman bir kazan kurdurmuş, altına odun yığıp ateşi harlamış. 'Herkes neşe çorbası pişireceğim!' diye seslenmiş. Kalabalık merakla toplanınca kazana sadece su koymuş, kaynattıkça kaynatmış. 'Hoca, su kaynar da çorba olur mu hiç?' demişler. 'Olmaz elbette,' demiş Hoca gülümseyerek, 'biri bir avuç bulgur, biri bir tutam tuz, biri bir baş soğan katmadıkça bu kazan boş kalır.' Kasabalı anlamış: herkes küçük bir pay getirince kazan taşmış, çorbanın kokusu sokakları sarmış. İşte o an, paylaştıkça insanların yüzü aydınlanmış, ilk kahkaha fıkır fıkır yükselmiş, ardından bir başkası, derken bütün meydan gülüşmüş. Kaybolan neşe, cepte saklanınca değil, bölüşülünce geri gelmiş.
O günden sonra Akşehir'de kimse gülüşünü yüreğine kilitlememiş; sevinç de tıpkı çorba gibi paylaşıldıkça çoğalırmış. Nasreddin Hoca eşeğine yine ters binmiş, ardından bir alay çocuk kıkırdayarak koşmuş. 'Gördünüz mü,' demiş Hoca, 'mutluluk saklanınca küçülür, verilince büyür.' Gökten üç kar tanesi düşmüş; biri bilge Hoca'nın ak kavuğuna, biri paylaşmayı öğrenen Akşehirlilere, biri de bu masalı dinleyip sevincini dostlarıyla bölüşen tüm uslu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
0
Beğenmedim
0
Sevdim
0
Güldüm
0
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
0
